Röportajlar

RÖPORTAJ | Evrim Rızvanoğlu: “Bakan Şimşek’e çağrı yapıyorum; kamuda tasarrufu bisikletle yapın”

Ülkemizde her yıl bir milyonun üzerinde bisiklet satışı yapılıyor. Buna rağmen Türkiye’de bisiklet bir ulaşım aracı değil. Olması için gerekli altyapı da yok. Altyapısızlık ve kuralsızlık bir araya geldiğinde ise her yıl bisikletli cinayetleri artıyor.  Bisikletin nasıl bir ulaşım aracı haline getirilebileceğini DEVA Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Başkanı, İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu ile konuştuk.

Evrim Rızvanoğlu hem aktif bir bisiklet kullanıcısı hem de bisiklet konusunda projeler ve politikalar üreten bir isim. 

Evrim Hanım ile kendisinin de yaşadığı Bağdat Caddesi üzerinde bir mekanda buluştuk. Bisiklet üzerinde yapmayı planladığımız röportajı hem kendisinin geçirdiği bir rahatsızlık hem de yoğun yağış sebebiyle bir mekanda gerçekleştirdik. 

İyi okumalar…

Evrim Rızvanoğlu Bisiklet Kulübü röportajı

Biz sizi DEVA Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Başkanı olarak ve İstanbul Milletvekili olarak tanıyoruz. Ama aynı zamanda siz iyi bir bisikletseversiniz. Bize biraz kendinizden biraz da bisikletle olan ilişkinizden bahseder misiniz?

Sizin de söylediğiniz gibi DEVA Partisi’nde çevre politikalarından sorumlu genel başkan yardımcısı ve İstanbul Milletvekiliyim. Siyasete DEVA Partisi’nde girdim. Aslında 4 senelik bir siyasi geçmişim var.

Bisiklet konusunda ise benim bisikletle tanışmam aslında bir korku ile başladı. 5-6 yaşlarında babamın bana hediye olarak aldığı bisikleti kullanırken ben bir gül ağacının üzerine düşmüştüm ve gülün dikenleri bana o kadar battı ki… Günlerce onun yarası geçmedi ve senelerce bisikletten uzak durdum korkudan. 5 sene kullanmadım. Sonra 10 yaşlarında yeniden bisiklet sürmeye başladım ve ciddi bir bisiklet kullanıcısı oldum.

“Asıl önemli olan bisikleti bir ulaşım aracı haline getirmek”

Uzun yıllar Amerika’da yaşadım ve tabii Amerika hayatı da bisikleti bana hayatın içinde bir ulaşım aracı olarak öğretti. Sonra da burada, Türkiye’de önce bisikleti bir spor aleti olarak kullanmaya başladık. Bağdat Caddesi’nde yaşıyorum ben, sahil yolu gibi avantajlı bir yola sahibiz. O yolda arkadaşlarımızla bisiklet sürmeye başladık, daha sonra bunu gruplaştırdık. Bisikletle farklı ilçelere, illere gitmeye başladık. Ama yeteri kadar kullanıyor musunuz derseniz bence hayır. Çünkü benim için bisiklet henüz bir ulaşım aracı değil. Ne zaman ki bir ulaşım aracı haline gelir, işte o zaman bisiklet benim hayatımdaki yerini tamamlamış olacak.

Bisikleti bir spor aleti olarak görebiliriz. Elbette toplumda da böyle bir algı olabilir ama asıl önemli olan bisikleti ulaşımın bir parçası haline getirmek. Aslında benim DEVA Partisi Çevre Politikaları Birimi’nde de başından beri yapmaya çalıştığım, eylem planlarında hep değindiğim şey bisikletin bir ulaşım aleti olması gerektiği. Amacımız bu.

bisikletli ulaşım

“Hükümetin maço düşünce biçimi bisikletli ulaşımın önündeki en büyük engel”

Peki Türkiye’de bisikletli ulaşımın önündeki engel ya da engeller neler sizin tespit ettiğiniz?

Her şeyden önce hükümetin maço düşünce biçimi en büyük engel bence. Çünkü önce bir devlet politikası olarak bisikletin bir ulaşım aracı olduğu kabul edilmeli. Ancak otomobiller daha statü göstergesi olduğu için daha çok önemseniyor.

Bizim burada yapmamız gereken şey bisikletin bir ulaşım aracı olarak kabulü için doğru kamuoyunu oluşturmak. Biz siyasetçilere düşen de bunu sağlayacak devlet politikaları oluşturup uygulayabilmek ya da uygulatabilmek. Onun baskısını yapabilmek.

Buradaki sıkıntı şu: Bizim toplumumuzda da bisiklete bakışta bir sorun var. İnsanların gözünde bisiklet; çocukların hafta sonu gidip parkta oynadığı, gençlerin üniversitede kullandığı tatlı bir oyuncak ya da bir spor aleti olarak görmeleri. Halbuki Türkiye’de yaşıyoruz, 85 milyon nüfusa sahibiz, bu röportajı yaptığımız İstanbul’da 20 milyon nüfus var.

Bizim en önemli sorunlarımızın başında trafik var. Biz neden bu kadar büyük trafik sorunu içinde bisikleti bir ulaşım aracı haline getirmiyoruz? Biz neden bu kadar sağlık sorunu yaşanan bir ülkede, çoğu insanın kalp ve kolestrol hastalığına sahip olduğu bir ülkede neden mutluluk veren, psikolojimizi düzelten ve sağlığımıza da faydası olan bisikletin kullanımını yaygınlaştırmıyoruz?

Bunların hepsi aslında aynı kapıya çıkıyor: Devlet politikasının yanlış yaklaşımı. Maço düşünce tarzından kastım da bu. Bisikleti daha kadınsal, daha feminem bir alet olarak görüyor iktidardaki zihniyet.

Evrim Rızvanoğlu bisiklet

Evrim Rızvanoğlu: “Türkiye’de bisikletin bir ulaşım aracı olarak görülmemesinin sebebi yolların güvenli olmaması”

Çift taraflı bir soruna işaret ediyorsunuz aslında; hem yöneticilerin bisiklete bakışında hem de halkın bakışındaki sorunlara işaret ederek. Peki bu algının değişmesi için somut olarak değiştirilmesi için somut olarak neler yapılabilir?

Öncelikle güvenli yolların yapılması gerekiyor. Bu çok önemli. Bugün geldiğimiz noktada bisiklet kullanıcıları yollarda güvenli hissetmedikleri için bisikleti bir ulaşım aleti olarak görmekte zorlanıyor. Ayrıca metrolarda belli saatlerde bisikletle yolculuk yapamıyorsunuz mesela.

Bir insan evinden çıktıktan sonra bisikletiyle farklı toplu taşıma aletlerini kullanıp işine gidebildiği bir ulaşım sistemi olması lazım. Yani önce politik tarafta nasıl yapılacağının kurgulanması gerekiyor. Biz bugün devlet tarafında iklim değişikliyle mücadele diyoruz, bundan daha güzel bir iklim değişikliğiyle mücadele yolu var mı?

Biz karbonsuz hayata geçişi hedefliyoruz, 2035’te karbon salınımını yüzde 55 azaltmayı, 2053’te net sıfır olmayı hedefleyen bir ülkeyiz. Peki bunu nasıl yağacağız? 85 milyon nüfuslu bir ülkede, herkesin tek kişilik araçlara bindiği bir ülkede bu hedefe nasıl ulaşacağız?

“Neden bisiklet trafik sorununun çözümünde kullanılmıyor?”

Bir başka boyutu trafik: Biz neden böyle önemli bir ulaşım aleti varken bunu trafiğin çözümünde kullanmıyoruz? Neden belediyeler, bakanlıklar bununla ilgili adımlar atmıyor?

Bir başka boyutu sağlık: Biz toplum olarak bisikleti ulaşım aracı olarak kullanmaya başladıktan sonra emin olun kolestrol haplarını çöpe atacağız. Yani hem ulaşımda bisikleti kullanacağız hem de sağlık maliyetlerini düşüreceğiz.

“Ünlü oyuncular, bakanlar, milletvekilleri bisikletli ulaşım konusunda topluma rol model olmalı”

Topyekun bunlara baktığımızda devlet politikası bu yöne evrildiğinde hayatımız bambaşka bir yere gidecek. Vatandaşımız ancak bazı şeyleri gördüğünde alışabilir. Algılar ancak öyle yıkılabilir. TRT’de ya da diğer kanallarda sürekli olarak milyon dolarlık lüks araçları görüyoruz. Oysa oradaki ünlü oyuncular, oradaki bir bakan, bir polis karakteri bisiklet kullandığında vatandaşımız bisiklet kullanımına hem alışır hem de gerçekten ne kadar değerli bir şey olduğunu anlar.

Ama siz tabii bir tarafta 500 bin liralık saatler takıp milyonluk arabalara binerken bunu yapamazsınız. Oysa burada olması gereken bakanların, milletvekillerinin, kurumların rol model olması. Onlar rol model olursa vatandaşın algısı değişir.

Bir taraftan Avrupa’ya baktığımızda bisikletli ulaşımın neredeyse yüz yıl önce bir politika olarak uygulanmaya başladığını görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada örneğin Kopenhag’da çevreci ulaşımın yüzde 49’u bisikletle yapılıyor. Tüm ülkelerde bisikletli ulaşım oranı çok yüksek. Çünkü o ülkelerde hep bir devlet politikasıydı bu. Her şey buna göre yapıldı.

Bir de tabii ki maliyet boyutu var. Bizim de şimdi bir kanun teklifi hazırlığımız var bununla ilgili. Örneğin vergiler ve teşvikler. Eğer siz işinize bisikletle gidip gelen bir vatandaşsanız size bir imkan, bir avantaj sunulabilir. Bu gerekli. Biz de Meclis’te bununla ilgili kanun teklifleri hazırlıyor ve sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Sizin yaptığınız da bu açıdan yani kamuoyu oluşması açısından çok önemli.

“Murat Kurum 2022’de Çevre Bakanı iken ‘Türkiye’yi bisiklet yolları ile öreceğiz’ demişti, gelinen noktada Türkiye’deki bisiklet yollarının oranı yüzde 9”

Bisikletlilere bir çağrıda bulunmak ister misiniz kamuoyu oluşturma ve desteği konusunda?

Bu noktada vatandaşlara bir şey söylemekten çok iktidara, sistem koyuculara, politika yapıcılara çağrıda bulunmak lazım. Çünkü bisiklet kullanan arkadaşlarımız kendince bunu spor için, keyif için kullanıyor. Ancak bisikletin bir ulaşım aracı olarak kullanılmamasındaki sebep bisiklet kullanıcıları değil, politika yapıcılar. Bu imkanların yaratılmaması, yaratılamaması sorunu var.

Örneğin ben bir bisiklet kullanıcısıyım. Ankara’da evimden TBMM’ye bisikletle gidip gelmek çok isterim. Ancak güvenilir bir bisiklet ağı olmadığı gibi otomobil kullanan vatandaşlarımızın da bu konuda bir bilinci olmadığı için kaza riskine karşı bisikleti tercih edemiyorum ulaşımda. O yüzden bu noktada çağrı yapmamız gereken tekrar belirtiyorum ki kanun koyucular.

Hatırlatmak isterim ki 2022’deki bütçe görüşmelerinde o dönemin Çevre Bakanı Murat Kurum “Türkiye’nin her yanını bisiklet ağlarıyla öreceğiz” demişti. Üzerinden bir buçuk sene geçti ama en son Türkiye’nin sadece yüzde 9’unda bisiklet ağları vardı. Yani ülkeyi bisiklet ağları ile örmek bu olmasa gerek, en az yüzde 90’lara ulaşması demek.

Evrim Rızvanoğlu: “Park-Yol projemiz ile E-5’in ortasına ya da yanına bir köprü yaparak yayalar ve bisikletliler için alternatif bir yol oluşturmayı hedefliyoruz”

Yol Park Projesi Evrim Rızvanoğlu DEVA Partisi
New York’un göbeğinde, atıl kalan eski bir köprü demiryolu, bu şekilde parka dönüştürüldü.

Dünyada pek çok şehir bisikletli ulaşıma aktif bir şekilde geçti. Hatta bazı büyük Avrupa şehirlerinde bisiklet kullanımı otomobil kullanımını geride bıraktı. Bisikletli ulaşımı aktif bir şekilde uygulayan şehirleri incelediğimizde ortak bir nokta olarak genç, kadın ve çevreci yöneticilerin büyük roller aldığını ve bu dönüşüme imza attıklarını görüyoruz. Bazıları belediye başkanı, bazıları daire başkanı olarak görev yapıyorlar ama böyle bir manzara var. Peki siz bir belediye başkanı olacak olsaydınız, çevre konusunda ilk yapacağınız icraat ne olurdu?

Öncelikle bu konuyu sadece kadınlara bırakmamak, sıkıştırmamak lazım. Gerçekten önemli bir konu. Kadın – erkek topyekun bir şekilde bu meseleyle mücadele etmemiz gerekiyor.

İstanbul’da yaşadığımız için buradan örnek vererek sorunuzu cevaplayayım. Ben İstanbul gibi aslında yüzölçümü nüfusuna oranla çok da büyük olmayan bir şehirde belediye başkanı olacak olsam ilk yapacağım şey yaşamı bisikletle özdeşleştirmek olur. Bunun yollarından biri benim “Park-Yol” olarak adlandırdığım projem. E-5 otoyolunda araçlar sağlı sollu gidiyor. Biz bu yolun sağına, soluna ya da ortasına bir köprü yapsak ve orada ağaçlandırma yaparak bisiklet ve yaya yolu oluştursak. İnsanlar isterse orada bisikletle işine gitse, isterse yürüse. Hem de bir yandan İstanbul’un ihtiyacı olan yeşillendirmeye de katkıda bulunsa. İlk yapacağım şey bu olurdu.

Vatandaş yürüyebilir, bisiklet kullanılabilir, bisikletle ulaşım sağlayabilir, iklim değişikliğiyle mücadele edilebilir, hem de otomobillerle riski minimalize edilebilir. Bir de bunu bağlantılı yollar haline getirebilirsek çok etkili olur. Buna bütçe de ayrılabilir, emin olun bunun için çok büyük bir bütçeye de ihtiyaç olmaz.

Maalesef bugünkü iktidarın bütçe anlayışı tamamen daha fazla harcamak üzerine. Mesela bugün herhangi bir bakanın altında bile son model arabalar var, Diyanet İşleri Başkanı’nın 6 tane lüks arabası var. Böyle bir ülkede bu tarz projelere ayrılacak bütçe bulunamıyor diyorlar ama bu yanlış. Gerçekten bulunamıyor mu yoksa önceliklendirilmiyor mu diye sormak lazım.

Resim

Evrim Rızvanoğlu: “İstanbul’da Tarihi Yarımada’dan başlayarak pek çok yerin yayalaştırılması gerekiyor”

Bir başka yapacağım icraat ise yayalaştırma olurdu. Avrupa’da pek çok şehirde ‘old town’ denilen yerler bir şekilde araçlardan men ediliyor. Otomobiller buralardan uzaklaştırılıyor. Haftada sadece bir ya da iki gün belirli saatlerde nakliye için giriş çıkışlara izin veriliyor. İstanbul’da pek çok yerin bu şekilde otomobilsizleştirilmesi lazım. Ama elbette ilk olması gereken yer Tarihi Yarımada. Burası neden böyle bir projenin parçası olmasın?

Bir de çok önemli nokta; insan yoğunluğu, nüfus ve trafik. Bizim temiz enerji ile işleyen ulaşım sistemlerine daha çok yatırım yapmamız lazım. Biz bugün artık burada zaten kirli bir havada yaşayan insanlarız. Benim yaşadığım Göztepe, Kadıköy’ün en kirli bölgesi. Bu kadar hava kirliliği de varken bizim toplu ulaşım ağını, alternatif ulaşım sistemlerini aktif hale getirmemiz lazım. Sadece bisiklet meselesi de değil bu. İnsanların bir yerden bir yere gidişinde kesintisiz erişimin olması gerekiyor. Kesintisiz erişim çok önemli. Aynı zamanda şehir içindeki yolların, parkların ve sokakların bisiklete uygunluğu da bunu sürdürülebilir bir hale getiriyor. Evinizden işinize, okulunuza bir ağ olmuş oluyor.

Evrim Rızvanoğlu: “Paylaşımlı mikro mobilite araçları da önemli fakat öncelik bisiklet olmalı”

Dediğiniz gibi bisikletli ulaşım tartışması aslında bir alternatif ulaşım tartışması. Ve bu bisikletle sınırlı değil. Son yıllarda paylaşımlı mikro-mobilite araçlarında büyük bir artış olduğunu görüyoruz, özellikle e-scooterlarda. Bunun İstanbul’da en çok tartışıldığı yerlerden biri Kadıköy. Bir kesim bu araçların çok faydalı olduğunu, bir kesim ise yasaklanması gerektiğini savunuyor. Bir Kadıköylü olarak sizin bu tartışmadaki düşünceleriniz neler?

Bence bisiklet varken önce bisiklete odaklanmamız ve oturtmamız gerekiyor. Çünkü bisiklet herkes tarafından kullanılabilir bir araç. Ama scooter öyle değil. Benim çevremde de kullanamayan çok fazla kişi var. Bisiklet küçük yaşlarda öğrenilen bir araç. Scooter daha sonra bunun bir parçası olabilir ama öncelik kesinlikle bisiklette olmalı.

Bir bisiklet kullandığınızda hem çevreyi kirletmiyorsunuz, hem sağlığınıza katkıda bulunuyorsunuz hem de mutluluk hormonu salgılıyorsunuz. Bundan daha güzel ne olabilir?

Toplumda her gün artan bir kilo problemimiz var, obezite problemimiz var. Hiçbirimiz zaman bulamıyor, öncelendiremiyoruz bisikleti İstanbul’da. Ama işe gidip gelirken sürebileceğimiz 15-20 dakikalık da olsa bir bisiklet bize çok katkıda bulunabilir.

O yüzden biz önce bisikletli ulaşımı oturtalım diyorum.

Evrim Rızvanoğlu’ndan Mehmet Şimşek’e çağrı: “Kamuda satacağınızı açıkladığınız araçların yerine bisiklet dağıtın. Tasarruf böyle yapılır”

Evrim Rızvanoğlu Mehmet Şimşek Çağrı
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in talimatıyla kamuda tasarruf amacıyla 500 aracın satışa çıkartılacağı basına yansıdı.

Paylaşımlı bisikletlerin bu noktada Türkiye’de yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Bir de Türkiye’de bisikletli ulaşımın en büyük problemlerinden biri olan çalınma durumuna karşı nasıl bir uygulama geliştirilmeli?

Bu noktada Avrupa’ya bakmak lazım çünkü bunu çözmüşler. Sokaklara bir bakıyorsunuz sanki bisiklet mezarlığı gibi ama aslında hepsi çok düzgün bir şekilde park edilmiş ve kilitlenmiş durumda. Ama Türkiye’de önemsenmiyor bisiklet. Bence asıl mesele bu. Siz bisikleti önemser hale getirirseniz, çalınma durumlarına karşı gerekli yaptırımları uygularsanız zaten insanların bisiklete bakışı değişir.

Şu anda bisiklet çalınabilir, atılabilir, tekmelenebilir, parkta çocuklara oynatılabilir bir araç olarak görülüyor. Yani bir algı sıkıntısı var bisikletin. Bunu bir politika haline getirmek gerekiyor. Bakanlar, milletvekilleri, kamu çalışanları bisikletli ulaşımda rol model  olması gerekiyor.

Paylaşımlı bisiklet çok önemli fakat biz daha o noktaya henüz gelemedik, ondan önce çok ciddi sorunlar var çözülmesi gereken. Bisiklet olarak her taraftan, her açıdan çok aşağı bir noktadayız maalesef.

Ben buradan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e de bir çağrı yapmış olayım: Madem kamuda tasarruf diyerek kamu araçlarının bir kısmının satılacağı açıklandı. O zaman kamudaki personeli, bizleri, herkesi  bisiklet kullanımına teşvik edelim. Onlara otomobil değil bisiklet verelim. Madem tasarruf yapılmak isteniyor, bundan güzel tasarruf mu olur? Hem benzinden tasarruf hem çevreyi koruma hem de milyonlarca liralık araç ve bakım masraflarından tasarruf.

Evrim Rızvanoğlu bisiklet politikaları

Evrim Rızvanoğlu: “Önemli olan kazayı önlemek, kaza riskini en aza indirmek”

Siz az önce “Ben de Meclis’e bisikletle gitmek isterim ama güvenli değil” dediniz. Bu aslında Türkiye’de her şeye rağmen bisiklet kullanan insanların en önemli sorunu diyebiliriz. Bisiklet kazaları, bisiklet cinayetleri. Maalesef pek çoğu cezasız kalıyor. Bu noktada hukuki açıdan ne yapılmalı?

Yine aynı cevabı vereceğim: Güvenli yollar. Ben hukukçu değilim ama şunu biliyorum ki öncelikle kaza riskini en aza indirmek gerek.

Bugün Bağdat Caddesi’ndeyiz. Burada bir bisiklet yolu vardı. Sonra iptal edilsin, kaldırılsın dendi. Biz bırakın şehirlerarası güvenli bisiklet yolları inşa etmeyi, şehrin içinde, üstelik Bağdat Caddesi gibi bisiklet kullanımına da son derece uygun bir yerde bile bunu sağlayamadığımız bir durum var.

Eğer yollar güvenli olursa, Park-Yol projesi gibi projeler hayata geçerse zaten bu tarz kazalar da minimalize olacak.

Kazalarda sorumlulara en doğru şekilde cezalar verilmeli ve uygulanmalı. Bunu hukukçular daha iyi bilir fakat önemli olan kazayı yaratmamak. Kazayı yaratmamak için ne yapılabileceğine bakmak.

Bu öyle çok zor bir şey değil. Sadece vizyon ve liyakat meselesi. Bu liyakata sahip kişilerin karar verici pozisyonlarda bulunması yeterli.

Bugün 59. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun İstanbul etabı gerçekleşiyor. Arka caddemizde hemen. Kaç kişinin bundan haberi var? Ben bile bu organizasyondan 1,5 sene önce haberdar oldum. Demek ki yeteri kadar duyurulmuyor, yeteri kadar önem atfedilmiyor, demek ki bu işleri verdikleri kişiler işlerini düzgün yapmıyor. Yine liyakat ve vizyona çıkıyor burası.

Böyle önemli bir organizasyon yapılıyor İstanbul’da ve birçok insan yollar kapatıldığı için bu organizasyondan haberdar oluyor. Burada bir vizyon ve bakış açısı sorunumuz var.

Bisiklet ve bisikletli ulaşım konusunda önce bakış açımızı değiştirmemiz, sonra devlet politikası haline getirmemiz en son da vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Emin olun bisikleti günlük hayatımızın ortasında bir yere koyabilirsek devlet de de vatandaş da, herkes bu işten kârlı olacak. Kazan-kazan durumu oluşacak.

Evrim Rızvanoğlu kimdir?

Evrim Rızvanoğlu 1980 senesinde Van’da doğdu.

Eğitimini ABD’de, California State Üniversitesi ve Florida International Üniversitesi’nde tamamlayıp bir süre Amerika’da çalışma hayatını sürdürdü. Ardından Türkiye’de yurtiçi ve yurtdışında faaliyet gösteren aile şirketinde 3. kuşak olarak aktif yöneticilik yapmaya başladı ve halen bu görevini sürdürüyor.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projelerine ek olarak, kadın istihdamını arttırmak amacı ile kurulan sosyal ticari projelerde girişimci oldu ve kadınların çalışma hayatındaki girişimlerini destekledi.

İyi düzeyde İngilizce ve orta düzeyde İspanyolca bilmektedir.*

Avatar

Bisiklet Kulübü

About Author

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunları da beğenebilirsiniz

Röportajlar

“Depremde yollar kapandığında bisikletlerin önemi daha çok ortaya çıktı”

Bisiklet ve scooter gibi mikromobilite araçları, deprem sonrasında yolların kapanması durumunda hayati yardım malzemelerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırmada büyük öneme sahip.
tanzer kantık
Röportajlar

RÖPORTAJ | Tanzer Kantık: “Bisikletli ölümlerini engellemenin tek yolu şehirde arabaları yavaşlatmak”

Bir dönem İBB’de Sürdürülebilir Ulaşım Projeleri yöneticiliği yapan, Yapıdrom Mobility Genel Müdür Yardımcısı, bisiklet aktivisti Tanzer Kantık: “İnsanlar hata yapabilir.