İki pedal üzerinden Berlin: Bisikletin hayatın parçası olduğu bir şehir
Bisikletlilerin yayalardan ve hatta otomobillilerden daha fazla olduğu bir şehir hayal edin. Biliyorum ki hayal etmek pek kolay değil, özellikle de daha önce büyük Avrupa şehirlerini hiç görmemiş olan benim gibi Türkiye vatandaşları için. Fakat, her ne kadar kulağa imkansız gelse de, bisikletlilerin çoğunlukta olduğu bir kent imkansız değil. Berlin bunun imkansız olmadığının göstergesi.
Bir bisikletsever olarak, uçaktan inip taksiye bindiğim andan itibaren çevremdeki bisikletliler dikkatimi çekiyor. Çünkü bizdeki gibi nadir karşılaşılan bir durum değil bisiklet sürenler, çünkü her yerdeler…
7’den 7’e değil, beşikten mezara…
Öyle ki; 7’den 70’e kavramını dahi yetersiz kılacak bir bisiklet kullanımı var. Çünkü 7 yaşından küçük olup anne/babalarının bisikletinin arkasında ya da önünde seyahat edenler de var, 70 yaşının çok üstünde olup muhteşem bir kondisyonla bisiklet sürenler de.
Almanya, dünyanın en önde gelen otomobil üreticilerinden biri. Asgari ücretin 1600 euro olduğu ülkede, tek bir asgari ücretle dahi bir otomobil sahibi olmak mümkün. Buna rağmen Berlin sokaklarındaki araba sayısının azlığı daha bir dikkat çekici.
Sokaklarda bisikletli sayısı, otomobilli sayısından fazla
Tahayyül etmesi zor olsa da, Berlin sokaklarında göreceğiniz otomobil sayısı neredeyse bisikletli sayısından daha az.
Türkiye’de bisiklet sürmenin kimi zorlukları olduğu doğru. Bunlardan bazıları fiziki zorluklar; şehrin çok kalabalık olması, engebeli olması vs. Bu açılardan bakıldığında Berlin’in oldukça avantajlı olduğunu kabul etmek lazım. Almanya’nın başkentinde nüfus, turistleri de dahil edersek yaklaşık 4 milyon. Ayrıca kelimenin tam anlamıyla dümdüz bir şehir.

Ama tabii bunlar bir bahane değil. Çünkü Berlin’i bisiklet dostu bir şehir yapan bu özellikleri değil. Bu özellikler tek başına yeterli olsaydı Türkiye’de de birçok şehir bisikletliler için cennet olurdu ve fakat öyle değil…
Paylaşımlı bisiklet: 15 dakikası 1 euro
Otele yerleştikten sonra vakit kaybetmeden kendimi Berlin sokaklarına atıyorum. Adım başı karşılaştığım paylaşımlı bisikletlerden birini seçip uygulama üzerinden kiralıyorum. Burada herhangi bir yerde paylaşımlı bisiklet bulmak çok kolay. Üstelik ücretleri de gayet makul. Ben, Berlin’deki en yaygın paylaşımlı bisiklet markası olan NextBike’dan bisiklet kiraladım. 15 dakikası 1 Euro(Mayıs 2023 fiyatları).
Paylaşımlı bisikletlerin farklı türleri mevcut; elektrikli bisikletler, katlanabilir bisikletler ve normal bisikletler.
Türkiye’de olan elektronik scooterlardan Berlin’de de var fakat Türkiye’deki kadar yaygın kullanılmıyor. Bisikletle oranlamak gerekirse sayıları 20’de bir bile değil. Yani Türkiye’nin tam tersi.

Paylaşımlı bisikletler için neredeyse kilometre başına bir bisiklet istasyonu kurulmuş. Fakat bu istasyonlara bırakmak şart değil. Uygun bir yerde bisikletinizi bırakabiliyorsunuz. Sokaklar, caddeler park edilmiş bisikletlerle dolu.
Üstelik Türkiye’dekiler ile karşılaştırıldığında Berlin’deki paylaşımlı bisikletlerin çok daha kaliteli olduğunu belirtmekte fayda var. Bu açıdan, şehirleri planlarken yaya kaldırımlarının geniş bırakılmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülüyor.


Ve Türkiye için üzücü bir nokta: Kilitlenmemiş, bağlanmamış onlarca bisiklet var sokaklarda ve çalınmıyor…

Fosforlu yeleği kimse kullanmıyor
Türkiye’den gelenlerin çok şaşıracağı bir bilgi daha: Birçok kişi bisikleti kasksız ve -en önemlisi- fosforlu yeleksiz kullanıyor.
Çünkü bisiklet burada hayatın bir parçası. Yayalar da, otomobiller de bunun farkında.
Bisiklet yolları kimi zaman otomobil yolunun bir parçasını oluşturuyor, kimi zaman ise kaldırımların bir kısmı bisikletlere ayrılmış durumda.

Bisiklet yollarında park edilen araba ise yok. Çünkü Almanya’da bisiklet yoluna park etmiş bir arabanın fotoğrafını çekip şikayet edebiliyorsunuz. Üstelik cezası da oldukça ağır.
Atık mazgalları birer dipsiz kuyu değil
Türkiye’de bisiklet kullananların en şikayetçi olduğu konulardan biri de atık su mazgalları. Sadece bisikletlileri değil, otomobil sürücülerini ve motosikletlileri dahi rahatsız edecek derecede derin ve plansız atık su mazgalları var şehirlerimizde. Birçok araba, motosiklet ve bisiklet bu mazgallar sebebiyle yıpranıyor ve hasar alıyor. Sürücülerin yaşadıklarını ise biliyorsunuz… Oysa Berlin’de belki de en özendiğim şey; araç yolu ve yaya kaldırımları ile eşit seviyede yapılmış olan gider mazgalları oldu.

Evet… En azından böyle mazgallar istemek hakkımız olmalı diye düşünüyor insan derin derin iç çekerek…
At arabaları out, bisiklet arabaları in…
Türkiye’de bisiklet sadece bir hobi olarak görülse de, Berlin’de hayatın bir parçası, az önce dediğim gibi. Bu sebeple de sadece tek kişilik bisikletler yok. Bisikletler çok farklı şekillerde ve amaçlarda kullanılıyor. Türkiye’de sayıları çok az olan bisikletli kuryeler Berlin’de çok fazla örneğin. Ya da at arabası şeklinde tasarlanmış bisikletli gezi arabaları mevcut.

Kargo bisikletleri revaçta
Ayrıca kargo bisikletleri de Berlin’de çok yaygın. Bu kargo bisikletleri ile insanlar yüklerini, çocuklarını ya da evcil hayvanlarını bisikletleri ile A noktasından B noktasına götürebiliyor.


Bisikletlere özel otobanlar
Berlin’de sadece bisiklet yolları yok. Bisiklet otobanları da var. Evet, yanlış okumadınız: Bisiklet otobanları.
2017 yılında başlayan bisiklet otobanları projesi kapsamında Berlin’in en merkezi, en işlek noktasındaki birçok cadde ve sokak sadece yaya ve bisiklet kullanımına açık hale getirilmiş.

Proje kapsamında 2025 yılına kadar 13 bisiklet otobanının hizmete açılması hedefleniyor. Projede tasarlanmış 13 yol, şerit genişliği 4 metre olan yolları ve 3 metrelik tek yönlü güzergahları içeriyor. Kavşaklar ve trafik ışıkları ise, yolcu birikimini önlemek amacıyla, kilometre başına 30 saniyeden fazla duraklamaya sebep olmayacak şekilde planlanmış.

Elbette Berlin tek bir günde bisiklet şehri olmadı. Berlin’de bisikletin yaygınlaşmasında tarihi bazı olayların büyük önemi var. Örneğin 2. Dünya Savaşı gibi… Son büyük olay ise koronavirüs pandemisi. Pandemi sonrasında bisiklet kullanımı büyük artış göstermiş. Bu artış sebebiyle bisiklet etrafında çeşitli tartışmalar da ortaya çıkmış.
Örneğin dönemin Berlin Emniyet Müdürü Barbara Slowik, pandemiden sonra %25 artan bisiklet kullanımı ile ilgili Aralık 2020’de Berliner Morgenpost gazetesine yaptığı açıklamada bu gelişmenin yayalar ve otomobil sürücüleri ile bisikletliler arasında sorunlara sebep olduğunu söylemiş ve hatta bisikletlilerin kayıt altına alınmasını bile önermiş.
Fakat bu, Berlin’de “dikkatleri yeni bir ulaşım stratejisi taslağı hazırlamadaki gecikmelerden uzaklaştırmak için bisikletçileri karalama” çabası olarak yorumlanmış.
Bisikletli trafik polisleri görev yapıyor
Çözüm ise bisikletli polislerin göreve başlamasında bulunmuş. 2020’de 40 kadar bisikletli polis göreve başlarken, şu anda bu sayı 100’ün üstünde.

Berlin’de her yaştan bisikletli olduğunu ve her amaçla bisiklet sürüldüğünü söyledim. Bir başka ilginç nokta da; herkesin kondisyonunun oldukça yüksek olması. Berlin’de karşılaşacağınız herhangi bir bisikletli, Türkiye’de bisikleti bir spor olarak yapan pek çok kişiye taş çıkartacak kadar iyi bir kondisyona sahip. Öte yandan bisiklet kültürü öyle oturmuş ki, bisikletlilerin hangi yolları kullanacağı, hangi haklara sahip olacağı, sağa dönerken, sola dönerken ne yapılması gerektiği konusunda tüm bisikletliler inanılmaz bilinçliler. Örneğin bisikletliler için otobanda ayrılan yol sona erdiğinde herkes kaldırımdaki bisiklet yoluna geçiyor ya da bisikletliler için yapılan ışıklara herkes uyuyor.

Toplu taşımaya entegre bisiklet ağı
Son bir not da, bisikletin şehir içindeki toplu taşıma entegrasyonu ile alakalı. Berlin’de zaten mükemmel olan tren yolu ağı, tamamen bisiklet kullanıma entegre vaziyette. Bu trenlerde Türkiye’deki gibi tek bir vagon bisikletlere ayrılmış değil. Birden çok bisiklet vagonu mevcut. Üstelik bu vagonlar, Türkiye’deki trenlerdeki gibi vagonlardan bir vagon değil, bisikletler için özel tasarlanmış vagonlar. Ayrıca Türkiye’deki gibi trenlere bisikletlerin alınmadığı saatler de yok. Yani her saat trene bisikletinizle binerek istediğiniz yere gidebiliyorsunuz.

Bir toplantı için gittiğim Berlin’de bisiklet kullanımına dair gördüklerimi, gözlemlediklerimi bu yazıda siz Bisiklet Kulübü okuyucuları ile paylaşmak istedim. Biliyorum ki şu anda bu yazıda anlatılanların çok ama çok uzağındayız. Ama belki bir gün şehre bir sinema gelir, belki bir gün bizim de Berlin gibi bisiklet dostu kentlerimiz olur…





